Yeniden İhtiyacımız olan Osmanlı Bilinci İçin / bir uyanış..




« Önceki |

28/1/2008

SUNUŞ

Değerli Okuyucu ;

 

Öncelikle sitenin genelinde seslendirmeye çalıştığım ; dünyada DEVLET GELENEĞİNE sahip bir ulusun bu değerlere sahip çıkmaması ve bu değersizlikler arasında unutulanları sizlere sunmaktır.

 

Dünya da devlet geleneğine sahip Türkiye - Çin - Fransa - İngiltere ve İran'dan bahsetmek mümkündür. Bu önemli mirasımızı YOK kabul etmek kendi sonumuzu hazırlamak demektir.

 

Dünyada ki mirasımız ve izlerimize bakarak övünmemek ve grurlanmamak mümkün değildir. Bizimle beraber grurlanan Azerbeycan-Türkmenistan-Özbekistan-Kırgızistan -Kırım- Batı Çin - Kazakistan ve Trakya'dan bahsetmek ve uzak akrabalarımız Amerikan Kızılderelileri ile Eskimoğlardan da bahsetmemek duyarsızlıktır.

 

Umarım bir gün Türk Dünyasının Birliğini Bu sayfalarda özgürce isteyebiliriz.

 

 

Saygılarımla

 

 

29/10/2005

YAPIMCIDAN

 

Değerli Ziyaretçilerimiz.

 

Öncelikle Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Gençliğe Hitabesinde yer alan ''MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDA Kİ ASİL KANDA MEVCUDTUR'' sözüne vurgu yaparak , şu anda bizlere anlatıldığı gibi 700 yıl Dünya Üzerinde en büyük İmparatorluğu kurmuş olan Atalarımızın GERÇEKTE ! neler yaptığı ve Nasıl bir develet-siyasi-dış politika izlediğini bazı Hikaye-Şiir ve Alıntılarla sizlere aktarmaya çalıştım. Bu site tamamen Araştırma ve Alıntılar ile oluşturulmuştur , bu nedenle ''kaynakça''kısmını yazamıyorum .

Teşekkürler.

 

28/10/2005

OSMANLİ İMPARATOPRLUĞU HARİTASI

28/10/2005

OSMANLI BİLİNCİNİN TEKRAR DOĞUŞU

Neler yaşadık... Bir göz atın Felluce de Kosova da Kırım da ...daha önceleri atlarımız nal izleri altında ekilen tarlalarda şimdi TÜRK kanı dökülmektedir. Nereye kadar bu basiretsiz ve kendini tanımayan , Türk halkını ve tarihini YOK sayan idareciler tarafından yönetilmeye devam edeceğiz.

 

Hergeçen gün Osmanlı'nın Vakur duruşuna , gururlu politikasına , adil yapısına daha çok özlem duyuyoruz.

 

Bu sitede herkes düşüncelerini yazabilecek ve paylaşambilecektir. Umarım YENİDEN OSMANLI BİLİNCİ oluşur ve ülkemiz HAK ettiği ONURLU ve GURURLU duruşa tekrar ulaşabilir.

28/10/2005

OSMANLI - ABD ANLAŞMASI (Hatırlayalım )

Yil, 1783... Avrupa standartlarina göre mütevazi da olsa, yeni bir denizci devlet olan ABD, denizlerde tek basina bayrak gezdirmeye basladi...

Daha 25 Temmuz 1785'te, Atlantik'te Cadiz aciklarinda, bu yeni bayragi tasiyan ilk gemi Cezayir aciklarinda Osmanli gemileri tarafindan ele geçirildi.
Bu gemi, Boston limanina bagli, Kaptan Isaak Stevens'in idaresindeki Maria idi.

Arkasindan, Philadelphia limanina bagli, Kaptan O'Brien'in Dauphin'i de ayni akibete ugradi. 1793 Ekim ve Kasim aylarinda 11 ABD gemisi daha Osmanlilarin eline geçti...

Kongre, 27 Mart 1794 yilinda, Osmanli denizcilerine karsi koyacak gucte savas gemileri insa edilmesi veya satin alinmasi icin, Baskan George Washington'a 700.000 altina yakin harcama yetkisi verdi.

Osmanlilarin olusturdugu deniz tehdidi sayesinde, ABD donanmasinin temelleri atiliyordu. 5 Eylül 1795'te ABD bu tehdide karsi bir anlasma yapmayi kabul etti. Bu anlasmaya gore ABD, Cezayir'deki esirlerin iadesi ve gerek Atlantik'te, gerekse Akdeniz'de ABD sancagi tasiyan hicbir tekneye dokunulmamasi karsiliginda, 642.000 altin ve yilda 12.000 Osmanli altini (216.000 dolar)ödeyecekti.

Dili Türkce olan ve 22 maddeden olusan anlasmaya, Baskan George Washington
ve Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayi imza koydular...

Boylece ABD yillik vergiye baglanmis oldu. Bu, ABD'nin iki asri askin tarihinde, yabanci bir dille imzalanan tek anlasma olduğu gibi, yabanci bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek Amerikan belgesidir...

iste;
ABD tarihinde kendi dilinde olmayan tek uluslararasi anlasma Turkce'dir ve
ABD tarihinde vergi vermeyi kabul ettigi tek ulke Osmanli Imparatorludur
ABD baskani George Washingtoni Osmanli imparatoru tarafindan muhatap gorulmemis ve anlasma Cezayiz beylerbeyi tarafindan imzalanmistir.

26/10/2005

OSMANLI İMPARATORLUĞU ve ERMENİLER

Osmanlı İmparatorluğu'nda diğer tüm azınlıklar ve gayrimüslimler gibi Ermenilerde hoşgörü ve serbestlik ortamını her zaman yaşamış bir topluluktur. Ermeniler iddia edildiği gibi soykırıma uğrayan bir topluluk değil devletin her kademesinde, her meslekte önemli yerler edinmiş bir grup olmuştur.

  • Agop Gırcikyan :Osmanlı imparatorluğunun ilk elçisi (Paris)
    Reşid Paşa’nın müşaviri
    Osmanlı imparatorluğunun Paris’teki Elciliğinin Maslahatgüzarı (1834-)
  • Krikor Agaton :Osmanlı PTT Umumi Müdürü (1864)
    Hariciye Vekaletinde görevli (1848-1850)
  • Sahak Abro :Hariciye Vekaleti Umumi Katibi (1850-)
  • Sebuh Laz Minas :Paris Türk Elçiliği’nde Katip (1863)
  • Krikor Odyan : Hariciye Muhakemat Müdürü (1870)
  • Serkis Efendi : Hariciye’de Baş Sır Katibi (1870-1871)
  • Ovakim K. Reisyan :İstanbul Vize kasabasının Mahkeme Reisi (1879)
    Sakız Adası İhzari Mahkeme Reisi (1885)
    Rodos Adası İhzari Mahkeme Reisi (1887)
  • Artin Dadyan Paşa :Hariciye Müsteşarı (1880)
  • Diran Aleksan Bey :Belçika’da Türk Sefiri (1862) PTT Müfettişi
  • Yetvart Zohrab Efendi :Londar Sefiri (1838-1839)
  • Hırant Düz Bey :Mesine (İtalya) Sefiri (1900-1907)
  • Hovsep Misakyan Efendi :La Haye’de Elçi (1900-1907)
  • Sarkis Balyan :Kardağ’da ve İtalya’da Türk Konsolosu (1900-)
  • Azaryan Manuk Efendi :Hariciye Müsteşarı
  • Kapriyel Noradunkyan :Gazi Ahmet Muhtar Paşa Kabinesi’nde Hariciye Nazırı (1912)
  • Agop Kazazyan Paşa :Maliye Nazırı/Hazine-i Hassa Nazırı
  • Mikael Portugal Paşa :Maliye Nezareti Müşaviri (1886)
    Ziraat Bankası Genel Müdürü/Hazine-i Hassa Nazırı (1891)
  • Sakız Ohannes Paşa:Hariciye Vekaleti Umumi Katibi (1871)
    Hazine-i Hassa Nazırı (1897)
  • Garabet Artin Davut Paşa:Viyana Sefiri (1856-1857)
    Lübnan Valisi (1861)
    PTT ve Nafia Nezaretlerinde Nazır (1868)
  • Krikor Sinapyan :Nafia Nazırı
  • Krikor Ağaton:PTT Umumi Müdürü (1864)
  • Jorj Serpos Efendi:Türkiye Telgrafları Umum Sekreteri (1868)
  • Osgan Mardikyan:PTT Nezareti Nazırı (1913)
  • Tomas Terziyan,
    Nişan Guğasyan,
    Tavit Çıracıyan :
    Mülkiye hocaları
  • Krikor Zohrap,Bedros Hallacıyan :İstanbul Mebusları

 

Kaynak : Türk Devleti Hizmetinde Ermeniler (1453-1953), Rahip Komidos Çarkçıyan, İstanbul.

Temel Kaynaklar:
British Documents on Ottoman Armenians (4 cilt),1983,1989,1990,Türk Tarih Kurumu

Osmanlı İdaresinde Ermeniler,Nejat Göyünç,1983

Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ili İlişkileri Sempozyumu, Atatürk Üniversitesi,1985

Türk Tarihinde Ermeniler(Tebliğler ve Panel konuşmaları),9 Eylül Üniversitesi,1985

Osmanlı Ermenileri,Bilal Şimşir, 1986

Osmanlı Arşivleri ve Ermeni Sorunu,Türkkaya Ataöv,1989

25/10/2005

ŞEYH EDEBALİ'NİN OSMANGAZİ'YE VASİYETİ

Ey oğul, artık Bey’sin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize hoşgörmek sana, anlaşmazlıklar bize, adalet sana, haksızlık bize, bağışlamak sana. Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma ve insanı yaşat ki devlet yaşasın. Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı. Allah yardımcın olsun.

25/10/2005

YENİÇERİ KIYAFETİ

OSMANLI'DA BİR YAŞANMIŞ OLAY


19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında
Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.

Fransızlar, her sene nehrin Almanlar'daki kısmına geçip mahsulün tümünü
toplayıp götürüyorlardı.

O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses
çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına
durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.

Mektupta şöyle denmektedir:

"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar.
Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet'in de
halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi
bu sene olsun toplama imkanı sağlayın."

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen
padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker
elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır.
Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp

mektubu okurlar:

"Fransızlar korkak ademlerdir.
Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur.
Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir."

Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin.
Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerınde dolaştırın. Karşıdan gören
Fransızlar için bu kâfidir."

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar.
Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında
dolaşmaya başlarlar.

Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar'ın sevinç çığlıkları atmalarına
sebep olur:

"Osmanlılar'dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini
de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar.
Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir."

Bu olay, Mülhaymli'lerin gönüllerin de taht kurmuştur.
Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar.

Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen
olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip ,
hadiseyi temsilen kutlarlar.

25/10/2005

OSMAN GAZİ'NİN VASİYETİ ve KANUNİ FERMANI

 

OSMAN GAZİ HAN

 

"Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizaya (farzlara) dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helala-harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma, devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz. Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz. Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan'ın sadık tebligatı üzere hareket eder de şer'i şerifin dışına çıkmazdı. Zulümden, bid'atten sakın. Zulme ve bid'ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar.

Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin secaatine; reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de bir çok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür. Beytü'l-mali koru! Devletin servetini çoğaltmaya çalış!.. Şer'i şerifin ölçüsüne göre sana ait olana kanaatle, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın. Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad için milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazileti yayman için vasıtadırlar.

Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!.. Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla.!..Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar. Askeri erkanı iyi koru!.. Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun. Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!..

Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip haketmediğim halde bunca inayet-i celile-i Rabbaniye'ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu Din-i Muhammedi'yi ve ashabını, başka sana tabi olanları koru. Allah'ın (c.c) hakkını ve kulların hukukunu gözet!.. Ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Ve adalet ve insafa riayet ile zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüs de Allah'ın yardımına güven. Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru!.. Haksız yere hiç bir ferde layık olmayan muamelede bulunma!.. Halkı taltif et, hepsinin rızasını kazan".

 

KANUNİ'NİN BELGRAD KADISINA GÖNDERDİGİ FERMAN

 

 

Kanuni Sultan Süleyman, 1389 yılında Kosova Savaşı ile fethedilen Arnavutluğa bağlı, Belgrad Bölgesi’nde yaşayan halkın haklarının korunması için, 1558 yılında Belgrad Kadısı’na gönderdiği "İnsan Hakları Fermanı" nda şöyle buyurmaktadır:

Devlet askerleri (Sipahiler), biçilmeyip el ile yolunan ottan zorla vergi alırlar imiş, kaldırdım. Askerler, ev yakınında bulunan bağ, bahçe ve bostanlardan yemeklik için üretim yapanlardan para almak isterler imiş, almasınlar, yasakladım. Boş yerlere tarla açanlardan, ihya edenlerden vergi alınmasın. Nehir üzerlerindeki dolap ve karaca değirmenler, yeni yapılmış olsalar dahi fazla vergi alınmasın. Askerler, tarla ürünlerini satmak için, halka pazar yerine götürmelerini isterler imiş, pazara götürülmesin, teklif dahi edilmesin. Askerler ‘boyunduruk hakkı’ diye vergi almasınlar. Askerler savaşa gitseler, geride kalan mallarını köy halkından güvenilir adamlar korusunlar. Yeni evlenen yeniçerilerden ‘gerdek hakkı' diye vergi alınır imiş, bundan böyle alınmasın. Savaş esnasında bile askerler eve girip arı kovanlarına dokunmasınlar. Ve yerleştiği yerde, evleri önünde, sancakları altında kendi geçimleri için ürettikleri arı kovanından dahi vergi alırlar imiş. Onu dahi göresin. Başka kovanlık olmayıp, evleri yanında ve sancakları altında olan kovandan dahi vergi aldırmayasın. Kovan hakkı bahanesi ile askerler savaş esnasında bile bu bahaneyle evlere girmekten men eylensin. Bu husus için şikayet ettirmeyesin.

23/10/2005

SULTAN VAHÜDİDDİN'İN İTALYA KRALI'NA CEVABI

Mekke’de bir süre kaldıktan sonra İtalya’nın San Remo şehrine giderek vefatına kadar orada kaldı. Şehzadelik günlerinden tanıştığı devrin İtalya Kralı, Sultan Mehmed Vahidüddin’e istediği bir köşkte oturabileceğini bildirdi. Ancak aldığı cevap çok netti:

"Haşmetlü Kral Hazretlerine şükranlarımızı arz ederiz. Gösterdikleri incelik ve civanmertliğe hayranım. Fakat taşıdığım ‘Müslümanların Halifesi’ ünvanı böyle bir yardımı kabul etmeye engeldir."

Oysa çok zor günler geçiriyor, bazı geceler aç bile kaldığı oluyordu. Ancak Sultan Mehmed Vahidüddin, bu durum da bile kendi durumunu düşünmüyor, ziyaretine gelen herkese Türkiye’de neler olup bittiğini soruyordu. Aldığı güzel haberlerden sonra verdiği cevap her zaman aynıydı:

"Saray ve saltanat yıkılmış ne çıkar, vatan ve millet kurtuldu ya."

Blogcu ile yapıldı